İZMİT’TEN NEW YORK’UN DEV EKRANLARINA UZANAN DİJİTAL SANAT YOLCULUĞU. İREM ŞAHİNBAŞ ASTRONOT VE ARKEOLOG OLAMADI, İKİ ÇOCUKLUK HAYALİNİ SANATINDA BULUŞTURDU
*Kurumsal hayatın kalıplarından uzaklaşarak kendi yaratım dünyasını kuran İrem Şahinbaş, “Dimension” adlı eseriyle New York’un kalbi Times Square’de yeniden sanatseverlerin karşısına çıktı.
*Şahinbaş’ın New York yolculuğu bir gecelik gösteriden ibaret değil. “Spacetime” ile 2024’te başlayan serüven, “Special” ile 2025’te, “Dimension” ile 2026’da devam etti.
*Çocukken astronot ya da arkeolog olmayı düşleyen sanatçı, uzayın sonsuzluğunu antik medeniyetlerin izleriyle dijital çalışmalarında bir araya getirdi.
*Grafik tasarımcılıktan müzik gruplarına, festivallerden belediye projelerine uzanan meslek hayatı, O’nu sonunda “Geçmiş gelecekle buluşuyor” dediği özgün sanat çizgisine taşıdı.
*NFT piyasası, 2021’de milyonlarca dolarlık satışlarla dünyayı sarsmış, ardından sert biçimde gerilemişti. İrem Şahinbaş ise piyasanın iniş çıkışlarına rağmen üretmeyi sürdürdü.
*“Dimension”ın Times Square’de gösterilmesi, İzmit’ten başlayan ve yıllar boyunca sabırla sürdürülen bir sanat yolculuğunun yeni halkası oldu.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Değerli Okurlarım,
İzmit’te bilgisayar ekranı başında kurulan bir hayalin, New York’un dünyaca ünlü Times Square meydanındaki dev ekranlara ulaşması, üzerinde durulması gereken bir başarıdır. Dijital sanatçı İrem Şahinbaş’ın “Dimension”, yani “Boyut” adını verdiği eseri, NFT.NYC 2026 Community Artist Showcase kapsamında seçildi ve 1 Eylül’de Times Square’deki “The Beast” adlı dev ekranda gösterildi.
Eser, 2 ve 3 Eylül tarihlerinde de The Edison’daki Chandelier Room’da sergilendi.
İlk bakışta haber, “Bir Türk sanatçının eseri Times Square’de gösterildi” cümlesiyle özetlenebilir. Fakat İrem Şahinbaş’ın geçmişine doğru gidildiğinde, bunun bir gecelik parıltı olmadığı görülüyor. Karşımıza, çocukluk hayallerini mesleğine taşıyan, kurumsal hayatın sınırlarından çıkarak kendi dilini kuran ve dijital sanat piyasasının büyük iniş çıkışlarına rağmen üretmeyi sürdüren bir sanatçı çıkıyor.
Grafik tasarımcı ve dijital sanatçı İrem Şahinbaş, çalışmalarında “İrem S.” adını kullanıyor.
KURUMSAL HAYATTA ARADIĞINI BULAMADI
İrem Şahinbaş, 2010 yılından itibaren grafik tasarım alanında çalışmaya başladı. Ulusal basında, şirketlerde ve ajanslarda görev aldı. Tasarım dünyasının teknik yönünü, müşteri taleplerini, teslim tarihlerini ve kurumsal disiplinini bu yıllarda öğrendi. Fakat başkalarının belirlediği sınırlar içinde çalışmak, O’nun aradığı özgür yaratım alanını sağlamadı.
Şahinbaş, 5 Nisan 2022’de kendi kaleminden yayınladığı “NFT yolculuğum” başlıklı yazısında, kurumsal çalışmalarda kendisini rahat hissetmediğini ve bu nedenle serbest çalışmaya yöneldiğini anlatıyor. Müzik grupları ve festivaller için hazırladığı tasarımlar, meslek hayatında yeni bir kapı açtı. Albüm kapakları, görsel kimlikler, konser ve festival çalışmaları, O’na yalnızca bir siparişi yerine getirmenin ötesinde kendi görsel dünyasını kurma imkânı verdi.
Portföyünde zamanla İzmit Oyuncak Müzesi, İzmit’in İzleri Anı Evi, Zübeyde Hanım Konağı Kadın ve Yaşam Merkezi, İzmit Belediyesi Uluslararası Pişmaniye Festivali ve Nebil Özgentürk belgesel galası gibi yerel kültür projeleri de yer aldı. Ayrıca uydu ve uzay teknolojileri alanında faaliyet gösteren Plan-S için hazırladığı çalışma, çocukluğundan beri ilgi duyduğu uzay temasının meslek hayatındaki başka bir karşılığı oldu.
ÇOCUKLUĞUNDA İKİ AYRI HAYALİ VARDI
İrem Şahinbaş’ın sanatını anlamak için çocukluğuna bakmak gerekiyor. O’nun iki büyük hayali vardı: Astronot olmak ve arkeolog olmak. Bir tarafta yıldızlar, gezegenler, kara delikler, nebulalar ve henüz çözülememiş kozmik sırlar bulunuyordu. Diğer tarafta ise insanlığın ilk şehirleri, antik yapıların mimarisi, eski medeniyetlerin sanatı ve binlerce yıl öncesinden bugüne kalan düşünceler vardı.
Bu iki meslek ilk bakışta birbirinden çok uzak görünür. Astronot geleceğe ve bilinmeyene doğru yol alır; arkeolog ise toprağın altında geçmişi arar. İrem Şahinbaş, gerçekleştiremediği bu iki çocukluk hayalini tek bir sanat alanında birleştirdi. Dijital manipülasyon tekniği sayesinde antik dünyayı uzaya, geçmişi geleceğe, insanı da evrenin sonsuzluğu içine yerleştirmeye başladı.
Sanatçının “The Past Meets the Future”, yani “Geçmiş gelecekle buluşuyor” sözü, yalnızca dikkat çekici bir slogan değil, eserlerinin ortak yönünü açıklayan kısa bir tanımdır. Şahinbaş’ın çalışmalarında antik bir figürün yanında başka gezegenler, insan bedeninin çevresinde kozmik geçitler ya da geçmişten geleceğe açılan kapılar görülebiliyor.
İrem Şahinbaş’ın uzay, insan ve antik medeniyetler arasında bağ kuran dijital çalışmalarından biri.
DİJİTAL MANİPÜLASYONDAN NFT DÜNYASINA
İrem Şahinbaş, NFT dünyasına adım atmadan önce yaklaşık beş-altı yıl boyunca dijital manipülasyon çalışmaları yaptığını anlatıyor. Yani O’nun sanatı, NFT sözcüğü moda olduktan sonra ortaya çıkmadı. Önce eserlerini ve dilini oluşturdu, ardından bunları daha geniş bir kitleye ulaştırmanın yollarını ararken NFT teknolojisiyle tanıştı.
Dijital manipülasyon, farklı fotoğraf, çizim, doku ve ışık öğelerinin bilgisayar ortamında bir araya getirilmesiyle yeni bir görüntü oluşturulmasıdır. Fakat teknik imkân tek başına sanat eseri yaratmaya yetmez. Sanatçının seçtiği öğeler, kurduğu atmosfer ve anlatmak istediği düşünce, çalışmaya kimlik kazandırır. Şahinbaş’ın kimliği de uzay, zaman, eski medeniyetler ve insanın varoluşu çevresinde şekillendi.
Bu dönemde “Spacetime”, “Gathering”, “Ad Infinitum” ve “Future Utopia” gibi çalışmalar hazırladı. “Ad Infinitum” adlı eserinin satıldığı, sanatçının açık portföyünde de yer alıyor. Şahinbaş ayrıca “Xibalba” adını verdiği koleksiyonuyla, Maya medeniyetinden esinlenen ayrı bir sanat evreni kurdu.
XIBALBA ADINI VERDİĞİ SANAT EVRENİ
“Xibalba”, Maya inanç dünyasında ölüm ve yeraltı âlemiyle ilişkilendirilen bir kavramdır. İrem Şahinbaş ise bu kavramı kendi hayal dünyasında yıldızlar, ruh, enerji, ölüm ve yeniden doğuş düşünceleriyle birleştiriyor. Burada önemli olan, Maya mitolojisinin akademik bir açıklamasını yapmak değil; sanatçının eski bir kavramdan yola çıkarak nasıl yeni bir görsel dünya kurduğunu görmek.
Şahinbaş’ın eserlerinde ölüm, mutlak bir son olarak değil, başka bir varoluşa ya da yeni bir enerjiye geçiş olarak karşımıza çıkıyor. İnsan bedeni ile evren, geçmiş ile gelecek, karanlık ile ışık birbirinin karşıtı olmaktan çıkıyor ve aynı kompozisyonun parçalarına dönüşüyor.
Darren Aronofsky’nin yönettiği “The Fountain” filmi ve Clint Mansell’in bu film için bestelediği müzikler de sanatçının esin kaynakları arasında. Filmde aşk, ölüm, ölümsüzlük ve zaman farklı dönemlerde iç içe geçer. Bu temaların İrem Şahinbaş’ın çalışmalarındaki kozmik ve düşünsel atmosferle buluşması şaşırtıcı değildir.
Sanatçının uzay, zaman, geçiş ve yeniden doğuş düşüncelerini buluşturan çalışmalarından biri.
NFT NEDİR, BİR DİJİTAL ESER NASIL SAHİPLENİLİR
Burada, özellikle teknoloji dünyasını yakından takip etmeyen okurlarım için NFT’nin ne olduğunu da açıklamak gerekiyor. NFT, İngilizce “Non-Fungible Token” sözlerinin kısaltmasıdır. Türkçede kabaca “benzersiz dijital varlık” ya da “değiştirilemez dijital sertifika” olarak anlatılabilir. Bir fotoğraf, video, animasyon veya dijital sanat eserine ilişkin sahiplik kaydı, blok zinciri denilen dijital kayıt sistemi üzerinde oluşturulur.
İnternette görülen bir görüntünün kopyalanabilmesi, NFT’nin anlamsız olduğu şeklinde yorumlanabiliyor. Oysa burada satılan şey yalnızca görüntünün kopyası değildir; belirli bir dijital kaydın sahipliğidir. Bunu, herkesin fotoğrafını görebildiği ünlü bir tablonun orijinalinin yalnızca bir kişiye ait olmasına benzetmek mümkündür. Elbette NFT satın almak, eserin telif ve çoğaltma haklarının kendiliğinden alıcıya geçtiği anlamına gelmez. Bu haklar, satış şartlarına bağlıdır.
69 MİLYON DOLARLIK SATIŞ DÜNYAYI ŞAŞIRTTI
NFT sanatının dünya çapında tanınmasındaki büyük dönüm noktası 2021 yılında yaşandı. Beeple adıyla tanınan Amerikalı dijital sanatçı Mike Winkelmann’ın “Everydays: The First 5000 Days” adlı eseri, Christie’s müzayede evinde 69 milyon 346 bin 250 dolara satıldı. Beş bin ayrı günlük çalışmadan oluşan dev dijital kolaj, büyük bir müzayede evinin satışa sunduğu ilk tamamen dijital NFT eseri olarak sanat tarihine geçti. Bu satışın ardından NFT piyasası adeta patladı. Sanatçılar, koleksiyoncular, teknoloji şirketleri ve kısa sürede para kazanmak isteyen yatırımcılar aynı alana yöneldi. Milyonlarca dolarlık satışlar yapıldı, fakat büyük ilgi beraberinde aşırı fiyatları, spekülasyonu, dolandırıcılık iddialarını ve telif tartışmalarını da getirdi.
Beeple’ın 5 bin dijital çalışmadan oluşan “Everydays: The First 5000 Days” adlı eseri 2021’de Christie’s’de 69 milyon 346 bin 250 dolara satıldı.
PİYASA GERİLEDİ, DİJİTAL SANAT ORTADAN KAYBOLMADI
NFT piyasasının ilk yıllardaki baş döndürücü yükselişi uzun sürmedi. Kripto para değerlerindeki düşüş, spekülatif alımların azalması ve yatırımcıların daha temkinli davranmasıyla işlem hacimleri sert biçimde geriledi. DappRadar’ın 2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin değerlendirmesinde, NFT işlem hacminin bir önceki döneme göre yüzde 45 düşerek 867 milyon dolara indiği, buna karşılık satış adedinin yüzde 78 artarak 14,9 milyona ulaştığı belirtildi. Bu tablo, daha düşük fiyatlarla daha fazla eserin el değiştirdiğini gösteriyordu.
Piyasanın gerilemesi, dijital sanatın sona erdiği anlamına gelmedi. Tam tersine, yalnızca hızlı kazanç peşinde koşanlarla kalıcı bir sanat dili kurmaya çalışanlar arasındaki fark daha görünür hâle geldi. İrem Şahinbaş’ın hikâyesi de bu noktada önem kazanıyor. O, NFT piyasası zirvedeyken ortaya çıkıp ilgi azaldığında kaybolan bir isim olmadı; üretimini sürdürdü, yerel projeler hazırladı, kişisel sergi açtı ve eserlerini üç yıl üst üste New York’a taşıdı.
NEW YORK YOLCULUĞU 2024’TE BAŞLADI
İrem Şahinbaş’ın NFT.NYC serüveni 2024 yılında “Spacetime” adlı eseriyle başladı. Çalışması, Hudson Yards’taki North Javits binasında düzenlenen Rooftop Artists Village Gallery bölümünde sergilendi. Aynı yıl sanatçının “Multiverse: Reborn” ve “Bond and Balance” adlı çalışmaları da NFT.NYC bağlantılı kartpostal seçkisinde yer aldı.
NFT.NYC, dijital sanatçılar, koleksiyoncular, teknoloji girişimcileri ve blok zinciri dünyasının temsilcilerini New York’ta bir araya getiren uluslararası bir etkinliktir. Organizasyonun konferans tarafı kadar, dünyanın farklı ülkelerinden sanatçıların eserlerini görünür kılan Community Artist Showcase bölümü de önem taşır.
2024’te New York’a açılan kapı, 2025 yılında daha genişledi. Şahinbaş’ın “Special” adlı eseri NFT.NYC Community Artist Showcase için seçildi ve Times Square’deki ekranlarda gösterildi. “Dive” adlı çalışması New York Marriott Marquis Oteli’ndeki galeride yer aldı. “Is This the End?” adlı eseri ise etkinliğin özel NFT bilet tasarımlarında kullanıldı.
İrem Şahinbaş’ın dijital çalışması, New York’un simgesi Times Square’deki ekranlardan birinde.
ÜÇÜNCÜ YILDA GELEN DIMENSION
2026 yılında seçilen “Dimension”, bu üç yıllık yolculuğun yeni halkası oldu. Eserin adı Türkçede “Boyut” anlamına geliyor. Şahinbaş, izleyiciyi tek bir dünya ya da tek bir zaman anlayışına hapsetmeyen; başka boyutların, geçişlerin ve bilinmeyen alanların mümkün olabileceğini düşündüren bir görüntü kuruyor.
Eser, 1 Eylül akşamı Times Square’deki “The Beast” adlı dev ekranda gösterildi. Ardından 2 ve 3 Eylül tarihlerinde The Edison’daki Chandelier Room’da sanatseverlerle buluştu. Times Square’deki gösterim, birkaç dakikalık veya belirli bir program dilimine bağlı bir ekran yayını olsa da dünyanın en görünür meydanlarından birinde yer almak, bir sanatçının eserini uluslararası izleyiciye ulaştırması bakımından güçlü bir simgesel değer taşıyor.
ESERLERİ NEW YORK’A ULAŞTI, KENDİSİ GİDEMEDİ
İrem Şahinbaş’ın üç yıl üst üste New York’taki önemli etkinliklerde yer alması elbette büyük bir başarıdır. Ancak bu başarının buruk bir tarafı da bulunuyor. Şahinbaş, eserlerinin Amerika’da gösterilmesine rağmen vize ve maddi imkân sorunları nedeniyle etkinliklere bizzat katılamadığını anlatıyor.
Sanatçının en büyük arzusu, yalnızca eserlerinin değil, kendisinin de dünyanın farklı ülkelerindeki sanat ortamlarına ulaşabilmesi. Dijital dünyanın sınırları ortadan kaldırdığı söylenirken, sanatçının önünde vize ve ekonomik engellerin bulunması, üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir çelişki oluşturuyor.
“Dimension”ın da yer aldığı 2026 gösterimi, Times Square’deki “The Beast” ekranında gerçekleştirildi.
İZMİT’TEKİ SERGİ, NEW YORK’TAKİ EKRAN
İrem Şahinbaş’ın yalnızca internet ortamında var olan bir NFT sanatçısı olmadığını da belirtmek gerekiyor. İzmit’te düzenlenen Kapanca Sokak Festivali kapsamında “Uzay, Zaman, Mekânlar” başlıklı kişisel sergisi sanatseverlerle buluştu. Bu sergi, O’nun dijital çalışmalarını yaşadığı kentte fiziksel bir sergi alanına taşıması bakımından önemliydi.
Sanatçının portföyünde yerel kültür projeleriyle uluslararası dijital sanat etkinliklerinin yan yana bulunması dikkat çekiyor. Bir tarafta İzmit’in hafızasını yaşatan müze, anı evi ve festival tasarımları, diğer tarafta New York’taki dev ekranlar var. Aradaki bağ ise aynı: Görsel anlatım yoluyla bir hikâye kurmak.
Müzik dünyası da bu yolculuğun önemli parçalarından biri. Şahinbaş, çeşitli gruplar için video ve görsel çalışmalar hazırladı; şarkı kapaklarına ve elektronik müzik projelerine görsel kimlik kazandırdı. Vincent Baykal Ada’nın “Ve Çok Karanlık” adlı çalışmasının kapak tasarımında da O’nun imzası bulunuyor. Mass Cust adlı elektronik müzik projesinin güncel grafik tasarımları, kapakları, logosu ve dijital kimliği de Şahinbaş tarafından hazırlandı.
SANAT, O’NUN İÇİN BİR İYİLEŞME ALANI
İrem Şahinbaş, sanatını yalnızca meslek veya satışa sunulan bir ürün olarak görmüyor. 2022’deki yazısında, dijital çalışmaların kendisini ifade edebildiği bir alan açtığını anlatıyor. Sanat, O’nun için kurumsal hayatın baskısından uzaklaştığı, hayal gücünü özgür bıraktığı ve iç dünyasını onardığı bir süreç.
Fizikçi Richard Muller’in uzay ile zamanın birbirine bağlı olduğu ve yeni bir alan yaratıldığında yeni bir zamanın da ortaya çıktığı düşüncesi, Şahinbaş’ın yaklaşımında özel bir yer tutuyor. O da tasarımlarında kendi uzayını ve kendi zamanını kurmaya çalışıyor. Ancak eserlerinin belirli bir hikâyeyi resmetmediğini, asıl kaynağın hayal gücü olduğunu özellikle vurguluyor.
Şahinbaş, şimdi “Tree of Life”, yani “Hayat Ağacı” adını verdiği yeni eseri üzerinde çalışıyor. Darren Aronofsky’nin “The Fountain” filminden esinlenen bu çalışma, sanatçının ölüm, yeniden doğuş, zaman ve sonsuzluk üzerine kurduğu sanat dünyasının yeni halkasını oluşturacak.
ÇOCUKLUK HAYALLERİNDEN VAZGEÇMEYENLERİN HİKÂYESİ
İrem Şahinbaş belki astronot olmadı, belki bir arkeolojik kazıda geçmişin izlerini aramadı. Fakat iki hayalinden de vazgeçmedi. Arkeolojiyi dijital sanatın içine taşıdı, uzayın bilinmezliğini eserlerine yerleştirdi. Geçmiş ile geleceği, ölüm ile yeniden doğuşu, insan ile evreni aynı görüntüde buluşturdu.
Bugün “Dimension”ın Times Square’de gösterilmesi, yalnızca parlak ekranların yarattığı birkaç dakikalık heyecan değildir. Bu, 2010’da grafik tasarımcı olarak başlayan, müzik grupları ve festivallerle gelişen, dijital manipülasyonla özgünleşen ve NFT dünyasında uluslararası görünürlük kazanan uzun bir emeğin sonucudur.
İzmit’te başlayan bu hikâyenin New York’a ulaşması elbette değerlidir. Fakat daha değerli olan, İrem Şahinbaş’ın başkalarının çizdiği kalıplara sığmak yerine kendi boyutunu yaratmış olmasıdır.
İşte “Dimension”ın asıl anlamı da belki burada saklıdır.